Uzun zaman oldu aslında yazmayalı... Beni bile şaşırtacak kadar uzun... İyi mi kötü mü bilemiyorum... Belki okuldan uzaklaşmanın verdiği hayat koşturmacası, belki eskisi gibi beni derinden etkileyen duygusal şeyler olmaması- canım yandığında yazanlardanım ben daha çok-, belki de duygularım bu kadar gidip gelirken, hayatımda ilk kez kendimi sorgulamadan, akışına bırakarak yaşamak istedim... kim bilir...
Ama bugün kar yağdı işte... Aynı anda, iş dönüşü servise bindiğimde Yüksek Sadakat-Belki Üstümüzden Bir Kuş Geçer çaldı... Sonrası Irvin D. Yalom'un Nietzche Ağladığında adlı kitabında Nietzche'nin baş ağrılarını tasvir ederken dediği gibi oldu: "beyindeki doğum sancıları"... aynı anda bir sürü düşünce, duygu dansedercesine kafamın içinden çıkıverdi. Daha fazla müzik dinledim, kendimi dinlemem gerekiyordu çünkü. Neyi neden yaptıımın-ya da yapmadığımın- farkına varmam gerekliydi artık. Çok yakın bir arkadaşımın bana cumartesi sabahı dediği gibi "kendimi dinlemeliydim."
Ve dinledim...
Sevmek- sevmemek arasında gidip gelmelerim... Elde etmek mi yoksa etkilenmek mi ikilemlerimi... Hepsini masaya yatırmaya çalıştım... Denemeye daha açık bir insan haline gelmeme rağmen, bir o kadar da korktuğumu gördüm... Kendimi koruma iç güdümün eskisinden daha fazla olduğunu gördüm... Ama artık karşımdakine şans verdiğimi, kapıları insanların yüzlerine kapamadığımı da gördüm... Doğru yerlerde mi bilmiyorum ama hislerim için risk alabildiğimi, duygularımın daha fazla arkasında durabildiğimi gördüm... En önemlisi de birisi için yeniden heyecanlanabileceğimi, telefon çaldığında kalbimin güm güm atabildiğinden, ellerimin titrediğini de gördüm...Midemin alt üst olduğunu, biraz uzun süre haber alamadığımda meraktan çıldırdığımı gördüm... Kısacası aşkın her an çıkıp gelebileceğini gördüm... Sadece onu kucaklamak için ne kadar hazırız orası bir muamma:)
Ama bugün kar yağdı işte... Aynı anda, iş dönüşü servise bindiğimde Yüksek Sadakat-Belki Üstümüzden Bir Kuş Geçer çaldı... Sonrası Irvin D. Yalom'un Nietzche Ağladığında adlı kitabında Nietzche'nin baş ağrılarını tasvir ederken dediği gibi oldu: "beyindeki doğum sancıları"... aynı anda bir sürü düşünce, duygu dansedercesine kafamın içinden çıkıverdi. Daha fazla müzik dinledim, kendimi dinlemem gerekiyordu çünkü. Neyi neden yaptıımın-ya da yapmadığımın- farkına varmam gerekliydi artık. Çok yakın bir arkadaşımın bana cumartesi sabahı dediği gibi "kendimi dinlemeliydim."
Ve dinledim...
Sevmek- sevmemek arasında gidip gelmelerim... Elde etmek mi yoksa etkilenmek mi ikilemlerimi... Hepsini masaya yatırmaya çalıştım... Denemeye daha açık bir insan haline gelmeme rağmen, bir o kadar da korktuğumu gördüm... Kendimi koruma iç güdümün eskisinden daha fazla olduğunu gördüm... Ama artık karşımdakine şans verdiğimi, kapıları insanların yüzlerine kapamadığımı da gördüm... Doğru yerlerde mi bilmiyorum ama hislerim için risk alabildiğimi, duygularımın daha fazla arkasında durabildiğimi gördüm... En önemlisi de birisi için yeniden heyecanlanabileceğimi, telefon çaldığında kalbimin güm güm atabildiğinden, ellerimin titrediğini de gördüm...Midemin alt üst olduğunu, biraz uzun süre haber alamadığımda meraktan çıldırdığımı gördüm... Kısacası aşkın her an çıkıp gelebileceğini gördüm... Sadece onu kucaklamak için ne kadar hazırız orası bir muamma:)