Tıpkı durgun bir suya atılan bir taş gibi... Beklendiğinden daha fazla ve daha uzun süreli etki yaratan… Oysa her şey ne kadar da sakindi… Ne kadar yerli yerinde ve karmaşadan uzaktı… Yaklaşık 1 ay önce kendi hayatımı kendi ellerimle darmadağın ettiğim o günün ardından yaptığımın en doğrusu olduğuna inanmakla geçen zaman… Kendimi mi kandırdım diye düşünüyorum şimdi… Ama biliyorum ki yapabileceğim en doğru şeydi o. Boşa geçen onca zamandan sonra yapabileceğim en iyi şey tüm köprüleri bir daha geri dönüşü olmayan bir şekilde yıkıp, uzaklaşmaktı… Çünkü biliyordum ki ufacık bile bir ihtimal olsa geri dönmeme sebep olacak kendi hareketlerini kontrol edemeyen bir uyurgezer misali ayaklarım geri gidecekti… Sanki canı yanan, yavaş yavaş tükenen ben değilmişim gibi…İşte tüm bunları bilmek, yaşamak ve yorulmak… Bu sebepler gittim ya da gitmeye çalıştım. Belki de kendimden nefret ettirdim bilmiyorum. Ama yaptım işte… Bazen bir şarkı duyduğumda ya da kafam hafiften iyi olduğunda, bir pişmanlık duygusu sardı bedenimi ama o kadar emindim ki doğrusunu yaptığıma 5dkdan fazla durmasına izin vermedim, o hissin bedenimde… Ta ki bugüne kadar… O resmi görene kadar… Senle ilgili düşüncelerimde yaşattığım, seni defalarda affetmeme sebep olan ve hep hayallerimde kalacak olan o görüntüyü çat die karşımda görene kadar…
Beklenmeyen bir deprem gibiydi belki ama biliyor musun bu sefer gerçekten başarmışım sanırım. Çünkü bu sefer hissettiğim şey pişmanlık değildi. Bambaşka bir histi bu, şimdiye kadar hiç hissetmediğim bir ağırlığın arkasından gelen bir hafiflik hissi… Uzun süren bir koşunun arkasından nefes nefese kalıp da sonra bir yerde oturup dinlenmek gibi… Çok yoruldum ama bitti… Ve ben yeniden koşmak istemiyorum... Yeniden hayatıma girmeni de nefes nefese kalmayı da istemiyorum… Sonu mutluluk olsa da istemiyorum hem de…
Ama bunu bugün ilk ve son kez söylüyorum… Galiba seni özlüyorum…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder